KARın keyfini sürün!
Her zaman kış aylarını sevmişimdir. Lapa lapa yağan karın altında yürümek, güzel bir Türk Kahvesi yapıp camdan dışarıyı izlemek hep bana keyif vermiştir. Kar topu oynamak kardan adam yapmak hala çok zevkli gelir bana hele birde kızak ile kayamak. Dünyanın en keyifli işlerinden biri bence!
Kar çilesini bilmeden konuşuyorsunuz demeyin sakın! Ben Erzurumluyum! İlkokuldan sonra köyde okul yok ve ortaokula tam 2 saat yürüyerek gidiyoruz. Bizim köyde, 13 öğrenci var o dönem ve herkes sırayla en öne geçip kar yolunu açıyor. (Penguenler gibi)
Karda yürümek zordur, insanı yorar. Hele yol açmak hepten zordur. Biz 10 metrede bir bir kişiyle yer değşitirip kendimize yol açarak giderdik. Önde bir çocuk arkasında onun bastığı adımlara basan diğerleri, en arkadaki en şanslı.. Dönüp arkana baktığında uçsuz bucaksız bembeyaz tepeler arasında sanki 13 çocuk değilde bir kişi yürümüş gibidir. Dedimya karda yol açmak zordur. Okula vardığımızda her yanımız ıslak, yün çoraplarımıza karlar öyle bir yapışmışki sınıfın ortasında yanan tek bir sobanın etrafına toplanıp kurumak bir saatimizi alırdı. Ve bu durum her hafta başı ve her hafta sonu tekrarlanıdı. Eskiden kar yağardı Erzurum’a tam 6 ay kapalı yollar. Şimdi o kadar uzun sürmüyormuş, memleketteki akrabalar öyle söylüyor. Küresel ısınma dedikleri bu olsa gerek...!
Kasabada (Bardız) bir ev tutmuşlar, yaşlı bir nene var başımızda iki arkadaş kalıyoruz. Kendi odunumuzu kendimiz yaracağız, kendi suyumuzu çeşmeden biz taşıyacağız. Çeşme kasabadaki karakolun yanında su almaya giderken bir komşunun kazları var, geçmek ne mümkün. Elimde külekler bir oyana koş bir buyana tam çeşmeye varıyorum bu sefer karakolun köpekleri.. Bir yudum su alsam küleğime onu da kaçarken döküp öyle gidiyordum.
Daha ortaokula gidiyorum. O yaşta kendi hamurumuzu yoğurup ekmek pişirmeyi bile öğrenmiştim. Şimdi yapabilirmisin deseler valla düşünürüm...! Her şey kıt kanaat ne bulursak onu yerdik yemeğe itiraz şansımız sıfırdı. Bir gece evde sobanın başında toplanmış kıkırdıyoruz. Kapı çaldı gelen babamdı. Kasabaya gelmiş bize bakmak istemiş. Elinde portakal! Ay ne çok sevinmiştim. Orda portakal yemek bile bir törenle. Şaka yapmıyorum bir tek yılbaşı akşamları alırlardı oda herkese bir tane. İkinciyi bulman mümkün değil.
Şimdiki çocuklara bakıyorumda, hiç bir şey memnun etmiyor onları. Ne odalar dolusu oyuncaklar ne binbir türlü çikolatalar ne de çeşit çeşit kıyafetler... Ben o şartlarda çok mutluydum. Mutlu bir çocuk çok mutlu bir insan oluyor her zaman. Mutlu çocuklar yetiştirmek bizim elimizde. Onlara güvenemeliyiz. Her yaşta sorumluluk vermeli kendi ihtiyaçlarını kendilerini görebilmesi için imkan tanımalıyız ki özgüvenli bireyler yetiştirelim. Yoksa pısırık, sadece sosyal paylaşım sitelerinden yüzünü görmediği insanlarla iletişim kurabilen, sokağa çıktığı zaman gülmeyi bile beceremen çocuklarımız olur.
Bazen bakıyorum yürüyüş yolundaki insanların suratına ne çok mutsuzlar. Bu mutsuzluk çok dokunur yüreğime, lakin elimden gelmez bir şey.
Hayat korkaları affetmiyor ne yazikki! Bir karış kardan bile korkup akşama kadar evde tutmayın çokularınızı, bırakın kartopu oynasınlar, poşetlerin üstüne oturup kaysınlar, ıslansınlar bari bu kadarını esirgemeyin ondan!